Ülkemiz Basınında Modern Talking

Yayınlanma Tarihi: 01-02-2021
Son Güncelleme: 16-04-2021

Derleme: Kamil Koçak

Öncelikle "Türkiye'de Modern Talking" sayfasını okumanızı tavsiye ediyoruz. Bu sayfada da, içeriğinde Modern Talking'den bahsedilen, çeşitli dönemlerde basılı ve dijital olarak yer alan yazılar, köşe yazıları, makale, röportaj ve haberlere ilişkin bir derleme ile karşınızdayız...

- Dieter Bohlen'den Thomas'a Ağır Suçlama, Ses Dergisi Sayı: 34, 1986
- Modern Talking ve Joe Strummer, Yasemin Boran, Hürriyet Gazetesi, 03.06.1998
- 80'leri yaşamak ne güzelmiş, Yüksel ALTUĞ, Sabah Gazetesi, 26.08.2006
- Herkes burada, Nuri Alço nerede, Ayşe ÖZYILMAZEL, Sabah Gazetesi, 22.02.2008
- 'Nora' Kolyesi Kasada, Selin ÖZAVCI, Akşam Gazetesi, 13.06.2009
- Yaşlanmışsın görmeyeli Thomasım!, Ayşe ÖZYILMAZEL, Sabah Gazetesi, 07.07.2009
- Retro'ya Gel, Seda PEKÇELEN, timeout İstanbul, Temmuz 2009
- Disco dinle, iyi hisset. Esra KARATAŞ, Taraf Gazetesi, 14.06.2010
- Unutmak için dans etmek zamanıdır! Deniz TÜRKOĞLU, Milliyet Gazetesi, 19.08.2010
- Sonsuz Ayna: Disko Topu'ndan Yansıyan Hayatlar Gökşen Aydemir, Film Arası, Ekim 2014 sayısı
- Konser sezonu seksenler efsanesi Modern Talking`den Thomas Anders ile sona eriyor, Hakan AKOĞLU, cazkolik.com, 13.05.2016
- Thomas Anders: 'Seksenlerde giydiklerimden utanıyorum!', Ali Tufan KOÇ, Hürriyet Gazetesi, 20.05.2016
- Modern Talking’de kariyer yaptım. Hakan VAROL, Yeni Şafak, 29.05.2016


- Dieter Bohlen'den Thomas'a Ağır Suçlama, Ses Dergisi Sayı: 34, 1986

Dünyanın en ünlü topluluklarından Modern Talking’in sarışın elemanı Dieter Bohlen, arkadaşı Thomas için hiç çekinmeden, "O, 7 kat gökte yaşadığını zannediyor. Karısının da oyuncağı haline geldi. Zaten boynundaki 10 cm’lik tasmasıyla da bunu belli ediyor" dedi.

Dieter şunları söyledi: "Karısının kaprisi yüzünden çekmediğim şey kalmadı. Adam bana verdiği randevuya her zaman 3 saat geç gelir. Sonra da (Nora beni özel olarak göndermedi, onu kıramadım) der. Çıldırmamak için kendimi zor tutuyorum."

Modern Talking’in sarışın elemanı Dieter Bohlen arkadaşı Thomas’ın sorumsuz davranışlarından bıktığını belirterek, "O artık karısının elinde bir oyuncak haline geldi. Boynundaki tasmasıyla da bunu belli ediyor" dedi. Kazandıkları başarılardan dolayı grup arkadaşının çok şımardığını söyleyen Dieter, "Thomas 7 kat gökte yaşadığını zannediyor. Ama bir gün oradan düşerse hiç şaşırmasın" diye konuştu.

"Karısının kaprisleri onu bu hale getirdi"

Thomas’ın karısı Nora’nın sözünden dışarı çıkmadığını ve bu durumun çalışmalarına yansıdığını belirten Dieter Bohlen, "Bu kadar zayıf karakterli bir insan daha tanımadım" dedi.

Thomas’ın randevularına sadık olmadığını söyleyen sarışın şarkıcı daha sonra şöyle konuştu: "Thomas evlendiğinden beri huzurumuz kalmadı. Hep alttan almaya çalıştım ama artık ne ona, ne de Nora’nın yaptıklarına katlanabiliyorum. Sırf eşi istediği için bana verdiği randevulara 3 saat geç geliyor."

Dieter Bohlen, Thomas’ın huyunu değiştirmediği takdirde grubun zor duruma düşeceğini söyleyerek, "Eğer karısının oyuncağı olmaktan kurtulur ve işine büyük bir ciddiyetle sarılırsa beraberliğimiz sürer. Ama bu şartlarda daha fazla bir şey yapabileceğimi sanmıyorum" dedi ve bunun Thomas’a son ihtarı olduğunu söyledi.

Her saniye birlikteler

Thomas Anders evlendikten sonra herkesin dediği gibi adeta karısının elinde bir oyuncak oldu. Kıskançlığı ile tanınan Nora, yakışıklı eşini bir an olsun yalnız bırakmıyor ve onun verdiği bütün kararlarda söz sahibi oluyor. Nora’nın bu tutumu Thomas’ın geleceğini etkiliyor.


- Modern Talking ve Joe Strummer, Yasemin Boran, Hürriyet Gazetesi, 03.06.1998

Bu iki ismin aynı yazı içinde daha önce geçtiğini pek sanmıyorum. İsimlere yabancı olabilirsiniz, o yüzden durumu açıklayayım. Joe Strummer, punk akımının en haysiyetli grubu olan ‘‘The Clash’’ın solistidir. 1980'lerde, punk kan kaybetmeye, çaptan düşmeye başlarken ‘‘Zamanı geldi, haydi bize eyvallah’’ deme cesaretini göstermiş, hayranlarının bütün ısrarlarına rağmen grubu dağıtmıştı.

‘‘Modern Talking’’ ise 1984 yılında Dieter Bohlen ve Thomas Anders adlı iki Alman arkadaş tarafından kurulmuş, üç yıl içinde özellikle Almanya -ve maalesef Türkiye'de- çok tutulmuş bir pop grubuydu. Daha sonraları Amerikalılar'ın ‘‘Euro-Trash’’, yani ‘‘Avrupa-Çöpü’’ olarak adlandıracakları bir müziğin öncüsü oldular.

‘‘Sepet sepet yumurta, sakın beni unutma’’ türü şarkı sözleri, gayet basit ritmler ve laf olsun diye değil, hakikaten sinir bozan vokallerden ibaret şarkıları, o dönemde inanılmaz ilgi gördü. Şöyle söyleyeyim, arkadaşların ilk hit'leri olan ‘‘You're My Heart, You're My Soul’’, şu anda 800 bin Alman vatandaşının evinde manasız bir şekilde duruyor.

‘‘Modern Talking’’, açıkçası sevilecek bir grup değildi. Hiç kimse Modern Talking'i sevmezdi, ama her yerde o çalardı. Anlaşılması zor bir durum tabii ki. Modern Talking'le ilgili bir sıkıntım olduğu herhalde belli oluyor. Ama bunun tek suçlusu ‘‘Modern Talking’’ değil tabii. O dönemin en sivrilen grubu olduğu için insan ister istemez direkt olarak her şeyden onları sorumlu tutabiliyor. Yani, tabii ki Yaşar Alptekin'le Yasemin Evcim'in dansçı gençlerin hayatını anlatan harikulade filmlerinin sorumlusu ‘‘Modern Talking’’ değil. Veya Comanchero çalan Kumburgaz diskoteklerinin, Malibu'nun açıklanamaz kadar yaygın bir şekilde Türkler tarafından tüketilmeye başlamasının (ya, bu arada son 7-8 yılda Malibu içen biri gördünüz mü?), Serpil Çakmaklı veya Hülya Avşar modeli olarak da anılan tuhaf saç toplama yönteminin, mavi boncuk takma salgınının, 'zımbalı' tabir edilen blue-jean'lerin sorumlusu da tabii ki onlar değil. Ama o ‘‘Modern Talking’’ dendiği anda çok azını sıralayabildiğim bu felaketler de birbiri ardına hücuma geçiyor sanki.

Her neyse, olayı toparlayalım. ‘‘Modern Talking’’, ‘‘Back For Good’’ adında bir albüm yayınladı ve müzik dünyasına dönüş yaptı. ‘Kim çağırdı, şu dönemde bu arkadaşlara tekrar ihtiyacımız var mıydı, kapanmış yarayı kaşımanın ne anlamı var’ türü sorulara vereceğim cevapları üç aşağı beş yukarı tahmin edersiniz herhalde. Eski şarkılarını almışlar, fazlaca değiştirmeden bir ‘‘best-of’’ gibi -dört yeni şarkı da var- bir albüm yapmışlar. Arkadaşım Sanlı Ergin'le uzun bir süre tartıştıktan sonra, (O, 'Yapma' dedi, ben, 'Bırak beni, yapacağım') albümü dinleme kararı aldık. Hiçbir değişiklik yok. Geldi Brother Louie, gitti Cheri Cheri Lady... Bir saat sonunda ruhumuzu sıkan mengeneyi gevşetme kararı aldık ve kaseti çıkardık...

Şimdiii; Joe Strummer'ın bu olayla ne alakası var diyeceksiniz. Haklısınız. Bir süre önce Roll Dergisi'nde Joe Strummer'la yapılmış uzun bir röportaj yayınlandı. Strummer artık üç çocuk babası, arada iyi filmlere müzik yapan, bazılarında oynayan bir adam. Strummer aradan yıllar geçse de, hızı kesilmeyen ‘‘Hadi baba dön artık’’ ısrarlarına şöyle cevap veriyor: ‘‘Ortada zaten bir sürü kazma var. Vasat albümler, vasat kitaplar, vasat filmler var. The Clash'ın anısına saygı göstermek en iyisi. Ben bir Bee Gees konserine gitsem, Massachusetts'i dinlemek isterim. Biz bugün konser versek millet Rock the Casbiah'ı dinlemek isteyecek. Haklılar. Ama ben artık onları çalmak istemiyorum. Ben yerimden memnunum, siz de memnun olun.’’

Dergiyi kaybettiğim için cümleler birebir olmayabilir. Ama cevabı bu minvaldi. Joe Strummer söyleyeceğini söylemiş, ben daha ne diyeyim?


- 80'leri yaşamak ne güzelmiş, Yüksel ALTUĞ, Sabah Gazetesi, 26.08.2006

1990'dan sonra doğanlar için birazdan yazacaklarım, pek fazla bir anlam ifade etmeyecektir. Lütfen büyükleri, onlara tercüme etsin... Ben 80'leri yaşayan şanslı kuşaktanım. Bunu fark etmemi sağlayan, bir kitap oldu. Muharrem Kaşıtoğlu, 60'lar Hikaye, 70'ler Terane, 80'ler Şahane adlı kitabında 80'li yılların, o solmaya yüz tutan renklerini bir araya getirip şahane bir nostaljik tablo oluşturmuş. Sanırım insan yaşlandıkça eskiyi daha çok özlüyor. Yıllar geçip de dünü hatırladığında, bugünden daha az zevk alıyor. Kaşıtoğlu'nun kitabı bana ne kadar hızlı büyüdüğümü ve insan belleğinin su gibi akıp giden zaman karşısında ne denli aciz kaldığını bir kez daha hatırlattı. Kitabı benim açımdan ilginç kılan özellik ise televizyon tarihçesinin kısa bir özetini de içeriyor olmasıydı. Orta yaşın üzerindekiler, şimdi eski bir Madonna, Modern Talking ya da George Michael kasetlerinden birini teybe koyup, aşağıdaki liste eşliğinde zaman yolculuğuna çıkabilirler...

* Unuttunuz mu? Televizyonlara bandrol yapıştırırdık.

* Sürekli inip çıkan voltajı sabit tutmak için regülatör kullanırdık.

* Siyah-beyaz televizyonlar renkli göstersin diye (tabii ki tek renk) ekranın önüne plastik cam takardık.

* Şu reklam sloganlarını hatırlıyor musunuz? 'Her gelin kızın rüyası, Zetina dikiş makinası...' 'Ho, ho, ho Hoover, süpürür döver, her yeri temizleyen, Hoover Hoover Hoover!..' 'Akbank'a mı gidiyorsun?' 'Akşama babacığım, unutma Ülker getir!' 'Kıskanç bayanlar, eşinize Eros giydirmeyin!..'

* Ya Şenay'ın ekranda sık sık söylediği şarkıya ne buyrulur? "Honki ponki tonino çalina bimbo porino, muşi muşi popozo kozizo, şiki şiki şayne tikitak tok!.."

* Peki ya çizgi filmler? "Atom Karınca geliyooooor!.." Ayı Yogi, Pembe Panter, Heidi, Vikingler, Jetgiller, Taş Devri, He-Man... Söyleyin, aranızda Voltran'ı oluşturmayan kaç kişi var peki?

* Dizi mi dediniz? Charlie'nin Melekleri, Dallas, Flamingo Yolu, Shogun, San Fransisco Sokakları, Beyaz Gölge, Görevimiz Tehlike, Mavi Ay, Lessi, Flipper...

* Ya anlamını bile bilmeden mırıldandığımız o şarkılar? Madonna'dan 'La is la Bonita', Michael Jackson'dan 'Bed', Steve Wonder'dan 'Ay cast kuul, tu sey, ay lav yuu!' Joe Cocker'dan 'An çey may haaaar' Grubun biri 'Big in Japan' diyor. Grubun adının ya da niye 'En Büyük Japonya' dediğinin önemi yok. Sarıveriyoruz dilimize... 'Enadır dey in paradays', 'Ra, ra rasputin', 'Da da da, aha aha aha' ve ille de Feliçita...

* Durun, daha bitmedi... Kitaptan bir kaç kelime daha yazayım da, biraz daha "Vay be, ne yıllardı" deyin: Necefli maşrapa, çivit, gazoz kapağı, dekman, Banker Kastelli, bakkal kokusu, Tipitip sakızı, ağlayan çocuk posteri, Commer minibüs, taksilerin cam kenarında uzayan siyah-beyaz damalar, yassı pil, leblebi tozu, üç korner bir penaltı, kukalı saklambaç, endetura bir ki üç... Evet yaşlanmışım, ama iyi ki 80'leri yaşamışım...


- Herkes burada, Nuri Alço nerede, Ayşe ÖZYILMAZEL, Sabah Gazetesi, 22.02.2008

Scotch da Scotch! Kış başından beri İstanbul gece hayatında en sık duyulan mekan adı! Gece gezenler ille de finali Nişantaşı'ndaki Scotch'da yapıyorlarmış. Aman da ne eğleniyorlarmış. Scotch aslında pavyonmuş, 60'lardan beri varmış, o zamanların en popüler yeriymiş... Şimdilerde de bizim ünlüler gecenin kör vakti Scotch'a gidip, misket havasında döktürüyormuş. Giden anlata anlata bitiremiyordu yani... Powertürk gecesi çıkışında dediler "Hadi Scotch'a". Fırsat bu fırsat gittik. Daha kapıda nostalji başladı. Nerede Reina tipi mekanların kapısındaki kulaklıklı, telsizli, siyah takımlı çam yarması korumalar. Tiril tiril beyaz gömleğin üstüne atmış ceketi, kollar geride yelken pozisyonunda bir abi karşıladı bizi. Merdivenleri inince de yüzünde güller açan şef. İçeride kırmızı ana renk! Localar yan yana dizilmiş, ortada dans pisti, Modern Talking'den 'Cherry Cherry Lady' çalıyor. 80'lerin Türk filmi disko sahneleri misali. Az sonra Serpil Çakmaklı ve Banu Alkan karşılıklı saçlarını bir sağa bir sola atarak dans edecekler, Nuri Alço da bir kenarda genç kızların içkisine ilaç katacak sanki. Vakit geçtikçe Powertürk gecesinde kim varsa damlıyor Scotch'a. Türkçeler, yabancılar, 80'ler, Ajdalar ne bulursa çalıyor DJ ve çok eğlendiriyor. İlk defa İstanbul alemcisi onu bunu kesmeden gecenin tadını çıkarıyor. Umarım üç vakte kadar Scotch'un suyunu da çıkartmazlar tabii.


- 'Nora' Kolyesi Kasada, Selin ÖZAVCI, Akşam Gazetesi, 13.06.2009

Sene 1984; Alman ikili Thomas Anders ve Dieter Bohlen, synthesizer'ın bütün ihtişamı ve disko ışıklarının büyüsüyle dolu ilk albümleri 'The 1st Album'ü yayınladı ve müzik tarihinde 'kült' olacak bir isim, Modern Talking doğumunu kutladı...

80'li yıllarda kendi paramla ilk satın aldığım albüm Modern Talking'in çıkış albümüydü. Dolayısıyla 3 yıllık bir birlikteliğin ardından ayrılan ve 90'larda birkaç yıl için bir araya gelip ancak ikinci seferde de işi yürütemeyen ikiliden, Thomas Anders'ın İstanbul'a geleceği haberi bende de heyecan yarattı. Zira 80'lere dair bütün kişisel anıların canlanmasına denk düşen bir haberdi bu.
Kariyerine solo olarak devam eden ve 3 Temmuz gecesi RTN organizasyonuyla SuAda'da 'Retro Volume 1' serisi kapsamında konser verecek olan Thomas Anders'la 80'leri ve Modern Talking'i konuştuk.

- 8-9 yaşındayken aldığım ilk kaset bir Modern Talking albümüydü. O eski günleri hatırladığımda son derece nostaljik geliyor. 80'leri ve o görkemli dönemleri nasıl hatırlıyorsunuz?
İlk aldığınız kasetin Modern Talking olduğunu duymak çok güzel. 80'ler bambaşka bir dönemdi; renkli, üretken, cıvıl cıvıl... Benim açımdan da başarı basamaklarını birer birer çıktığım yıllardı. Tabii ki o zamanı büyük bir keyif duyarak hatırlıyorum.

- Modern Talking'in parçası olmak ve dünya çapında milyonlarca albüm satmak nasıl bir duygu?
Aslında tüm bu çılgınlık 'You're My Heart, You're My Soul' ile başladı ve ondan sonra da Modern Talking kavramı bizim dışımıza da çıkarak dizginlenemedi. Toplam 120 milyonu aşan albüm satışları ve 420 altın ve platin plak ödülü; üstüne de konserlerde 10 binlerce müzikseverin karşısına çıkmak... Bundan daha güzel bir duygu olabilir mi?

- Müziğinizde her şey romantizm ve synthesizer'ın sesi miydi? Sanmıyorum! Bize biraz da ikilinin büyüsünden bahseder misiniz?
Büyü mü bilemiyorum ancak bence doğru zamanda doğru müzikle insanların karşısına çıktık. Onlar da bizi benimsediler ve duygularımızı paylaştılar. Söz, müzik, görüntü ve fantezinin güzel bir uyumunu yakaladık. Herkesin, İngilizce bilmeyenlerin dahi, rahatlıkla eşlik edebileceği parçaları yarattık. O yüzden de aradan yıllar geçmiş olsa da hala keyifle dinleniyorlar.
80'LERDE TUTKU VARDI
- Biraz kişisel olacak ancak eski eşiniz Nora Balling'i sormak istiyorum... 80'li yıllarda hayranlarınız onu ve onun adının yazılı olduğu kolyenizi fazlasıyla kıskanıyorlardı.
Nora konusunda çok fazla konuşmak istemiyorum. Şu anda ikinci eşimle ve oğlumla mutlu bir aileyiz. Geçmişi geçmişte bırakmayı tercih ediyorum. O bahsettiğiniz kolyeye gelecek olursak; onu hepi topu 2 yıl taktım ve bundan 19 yıl önce kasaya kaldırdım. İnsanların hala bu kolyeden bahsediyor olması sizce de inanılmaz değil mi?

-Müzik, moda, politika ve hemen her konuda 80'ler biraz çılgın ve tuhaf bir dönemdi...
80'lerde hayatın her alanında çılgın bir hareketlilik vardı. İnsanlar birçok şeye bugünkü kadar kolayca ulaşamadığından o şeylere daha çok değer veriyordu. Müzik söz konusu olduğunda sevdiğiniz bir plak veya kasete sahip olmak önemliydi. Şimdi ise internet üzerinden her şeye hemen ve çaba göstermeksizin ulaşmak sanki birtakım duyguları köreltmeye başladı. 80'lerde duygular daha yoğundu; tutku vardı. Bugünse o yoğunluk yok.

- 2000'li yıllardan bahsedecek olursak... Müziğe ve hayata bakış açınız nasıl değişti?
Artık karşınızda 46 yaşında, stil sahibi bir adam var. Aynı zamanda sevgi dolu bir aile babası. Haliyle tüm bunlar müziğime de yansıdı.

- Grubun diğer parçası Dieter Bohlen'le görüşüyor musunuz? Hala birlikte müzik yapıyor musunuz?
Tek kelimeyle 'hayır!'

MODERN TALKING'I DIETER'İN EGOSU BİTİRDİ
- Bohlen'le 90'ların sonunda yeniden bir araya gelip 2003 yılında tekrar ayrıldınız. Ayrılık sebebi müzik konusundaki düşünce farklılıkları mıydı yoksa kişisel sorunlar mı vardı?
İlk ayrılıktan sonra bir dönüş albümü için talep aldım fakat bu konuda emin olamıyordum. İlk dönemimizde yakaladığımız inanılmaz başarının tekrarlanamayacağını düşünüyordum. Fakat plak şirketiyle konuştuktan ve pazarlama konusunda destek sözlerini aldıktan sonra onay verdim. Dönüş albümümüz 'Back For Good' ile müzik tarihinin en başarılı dönüşlerinden birine imza attık. 'Back For Good', 1998 yılında dünya çapında en çok satan 5. albüm oldu. Ancak ilk ayrılıkta yaşadıklarımız aynen tekrarlandı. Dieter ve ben birbirine tamamen zıt iki karakteriz. Onun sınır tanımayan egosu uzun bir süre bir arada kalmamızı engelledi.

- Modern Talking şarkıları içinde favoriniz hangisi?
O dönemden sevdiğim birçok parça var ancak yine de tüm bu çılgınlığı başlatan şarkı olması nedeniyle 'You're My Heart, You're My Soul'un yeri bir başka.

- Geçmişe dönmeniz mümkün olsaydı Modern Talking ikilisi ile ilgili neyi değiştirmek isterdiniz?
Modern Talking keyif duyulacak bir başarı hikayesiydi. O yüzden hiçbir şeye dokunmadan bırakalım her şey olduğu gibi kalsın.

- Yine o dönemden asla unutmayacağınız en çılgın anınız nedir?
Çılgın demeyelim ama Şili Santiago'da 85 bin kişinin karşısında verdiğim konseri hiçbir zaman unutamam. Herkes hep bir ağızdan şarkılara eşlik ederken, gürültüden neredeyse orkestramı duyamaz hale gelmiştim.

- Daha önce Bursa ve Çeşme'ye gelmiştiniz. Bu sizin İstanbul'daki ilk konseriniz olacak. Bizi nasıl bir performans bekliyor? Ve İstanbul hakkında planlarınız nelerdir?
Evet, Çeşme ve Bursa'da coşku dolu seyircilerin önünde birer konser vermiştim. 25 yılın ardından İstanbul'da ilk defa konser verecek olmam ise beni fazlasıyla heyecanlandırıyor. Konserin yeri de olağanüstü; düşünsenize iki kıtanın ortasında bir adanın üstünde olacağız. Konser, Retro Gold adlı 80'ler gecesinin bir parçası, o yüzden solo çalışmalarımı bir kenara bırakıp sadece Modern Talking döneminin tüm unutulmaz hit parçalarını seslendireceğim... 'You're My Heart, You're My Soul'dan 'Cheri Cheri Lady'ye kadar her şey çalınacak. Birbirinden yetenekli müzisyenlerden oluşan grubuma da çok güveniyorum. İstanbul'daki hayranlarıma, bolca eğlenecekleri ve uzun süre unutamayacakları bir performans sözünü verebilirim. Konser dışında ise mümkün olabildiğince İstanbul'u gezmeye çalışacağım.

SELİN ÖZAVCI


- Yaşlanmışsın görmeyeli Thomasım!, Ayşe ÖZYILMAZEL, Sabah Gazetesi, 07.07.2009

Dağ gibi arkadaşım gözlerimin önünde eridi!
Hey gidi hey!
Tarih: 3 Temmuz Cuma Saat: 01.00 Olay yeri: Suada "İpek! Orada mısın?" İpek kollarını bağlamış, tek noktaya bakmıştır, sadece cızırtı çıkarır "Iııı". "İpek! Geçti canım geçti..." İpek şarkı söylemeye başlar: "Yaşlanmışsın görmeyeli, şişmanlamışsın, evlendin mi, kaç kere..."
Geçen perşembe İpek, iki büklüm yanımda bitti. "Ayşe! Bugüne kadar senden bir şey istedim mi?"

MICHAEL DA GİTTİ...
Teknik olarak "Hayır" cevabı vermem gerek ama altından ne çıkacak merakından bozmuyorum: "Yok canııım!"
İpek devam: "Yarın akşam Suada'da Modern Talking'e gidelim mi?" "Aaa olmaz! Yalın'a gidiyoruz." "Ya lütfen Ayşe n'olur."
Duruma uyanıyorum, İpek bir şeyin peşinde...
Meğer bizim kızın ilk aşkı, Modern Talking'in solisti Thomas'ıymış.
Babası odasına poster asmasına izin vermezmiş, o da gizli gizli gardırobunun iç kapağına yerleştirmiş Thomas'ını.
Her sabah Thomas'ın fotoğrafına öpücük kondurmadan evden çıkmazmış. (Deli mi ne?) Devamlı hayaller kurarmış. İpek Thomas'la evli, İpek'le Thomas'ın boy boy çocukları var. İpek Thomas'la tatilde, İpek Thomas'la teknede...
Bildiğiniz Thomas'la kafayı yemiş, çok şizofren hareketler bunlar! "Bak" dedi "Michael'ı da kaybettik (Sanırsınız amcaoğlu) dünya gözüyle Thomas'ımı görmeden gidersem kahrolurum...

" ALLIK SÜRSEYDİM BARİ "
Tamam İpoş, sözüm söz, seni Thomas'a götüreceğim ama önce Yalın."
Yalın konseri 21.00'de Kuruçeşme Arena'da, Thomas 23.00'de 'Suada'da. İpek'le Arena'da buluştuk.
Bir Yalın söylüyor, bir biz.
Nasıl keyifliyiz!
Bir ara gözüme takıldı; İpek ağladı ağlayacak, aklı Thomas'ta.
Meğer saat 23.00'ü geçmiş.
Hemen Suada'ya attık kendimizi.
Eğer bu konseri kaçırırsa, bir ömür kölesi olmak zorunda kalırım. Allah'ım sen yardım et!
Suada'daki konser alanına koşa koşa giriyoruz. "İpeeek?"...
Aaa bizimki toz bulutu oldu, kayboldu.
Arıyorum arıyorum, yok!
Meğer bir Thomas'lık arkadaşlığımız varmış. İyisi mi dışarıda oturup bekleyeyim.
Konser bitiyor, İpek yanıma geliyor, dilinde Yalın'ın şarkısı "Yaşlanmışsın görmeyeli, şişmanlamışsın, evlendin mi, kaç kereeee..." "Kızım yaşlanmış be! Hey gidi Thomas hey!"
O sırada Reina-Suada'nın her şeyi Ali Ünal katılıyor bize.
Ali'nin kulağına eğilip, durumu anlatıyorum.
Ali, İpek'le Thomas'a tanışma ayarlıyor.
İpek şok! "Daha ne istiyorsun. Dünyanın gelmiş geçmiş en uzun Secret'ını sen yaptın, yürüüü!"
Aaa! Bizim girişken İpek'e bir haller gelmez mi? "Yok! Bayılırım! Ölürüm!"
Tutup kolundan götürüyoruz.
Yolda hâlâ konuşuyor "Ay iki allık sürseydim, parfüm sıksaydım bari..." "Korkma, Thomas'a komaz canım!" (Ne kötü espri offf)

İPEK'E ULAŞILAMIYOR
Kulis'e giriyoruz. Thomas'la İpek karşı karşıya!!!!
Sanırsınız İpek orada değil!
Kolları bağlamış, yüzü kıpkırmızı, dikiliyor.
Ben de kızını şöhret etmeyi kafasına koymuş anneler gibi çekiştirip duruyorum. Çok eğleniyorum ya, ayrııı.
Diyorum "Thomas bu İpek." Sanırsınız Thomas yüz yıllık kankam. Bu ne rahatlıksa. Eh! İnsan ancak hayran olunca tutuluyor galiba. İpek elini uzatıyor.
Ben arkadan itiyorum "Öpsene İpek!"
Soruyorum: "Bi fotoğraf çekinebilir miyiz Thomas Bey?" Adam samimiyetle kabul ediyor.
Makina geliyor. Thomas, İpek'e kol atıyor, İpek'in kalbi küt küt! Aa! makinanın flaşı kapalı. "Pardon" çekiyorum, flaşı açıyorum.
İkinci deneme... Aa! Makinanın hafızası dolu!
Yine "Pardon", bu sefer fazla fotoğrafları siliyorum. İpek'ten ses, "Hayat beni neden yoruyosun!" Üçüncü denemede işlem tamamlanıyor.
Vedalaşıp, masamıza dönüyoruz. İpek kilit! Ben arkadaşımı hiç böyle görmedim. Gerçekten aklım almıyor bu hayranlık durumunu...
Tamam, beğenirsin ama abartma, o da insan. Ne desem olmuyor, aradığımız İpek'e yarım saat boyunca ulaşılamıyor.
Sonra ilk tepki geliyor: "Salak kafam!"
Hayırdır? "Keşke daha sıcak davransaydım, niye ağır yaptım ki? Tutmayın beniii, Thomas'a gidiyorum. Seviyorum lennn!"
Hah! Kayış tümden koptu...r /> Demek ki; hayranlık denen şey bünyeye girdi mi, bir de hayallerle süslendi mi yapacak hiçbir şey yok! Akıl evden gidiyor, insan kendini unutuyor, sadece ondan ibaret oluyor.
Kim bilir belki de güzel bir his olsa gerek. Ne dersiniz?


- Retro'ya Gel, Seda PEKÇELEN, timeout İstanbul, Temmuz 2009

Sevgili 80 jenerasyonu! En büyük eğlencemiz Modern Talking şehre geliyor, anılarınıza ihanet etmeyin, konsere buyrun! Modern Talking'den Thomas Anders kapımızda.

Daha önce Türkiye’ye geldiniz ancak İstanbul’da hiç sahne almadınız. Konser için heyecan var mı?
İstanbul’da ilk defa konser verecek olmam beni fazlasıyla heyecanlandırıyor. Konserin yeri de olağanüstü; düşünsenize iki kıtanın ortasında bir adanın üstünde olacağız. Konser, Retro Gold adlı 80’ler gecesinin bir parçası, o yüzden solo çalışmalarımı bir kenara bırakıp sadece Modern Talking döneminin tüm unutulmaz hit parçalarını seslendireceğim.

80’ler konusunda en güzel ve en kötü şey sizce neydi?
Biraz önce de söylediğim gibi 80’lerin renkli, üretken, eğlence ve coşku dolu kimliği bence o yılların en güzel yanıydı. Hiçbir şey bugünkü kadar kolay ulaşılabilir durumda değildi; o nedenle de sanki daha değerli gibiydi. En kötü şey ise bugün o dönemlerdeki kılık ve kıyafetli hallerime fotoğraflardan bakmak. Şaka bir yana çok da kötü bir şey yoktu bence o dönemlerde.

Daha önce Eurovision’a katılmıştınız. 2009 Eurovision Şarkı Yarışması’nı seyredebildiniz mi? Eurovision’daki müziği dinlenmeye değer buluyor musunuz?
Seyretmek ne kelime; Almanya’nın oylarını ben anons ettim. Haliyle Türkiye’nin parçasını da dinledim ve bence müzikal olarak gayet başarılıydı. Bu yılki yarışmayla ilgili ilk olarak şunu söylemek istiyorum; sahne, prodüksiyon ve görsel uygulamalar açısından Ruslar harika bir iş çıkardılar. Yani tek kelimeyle “Bol bol paramız var; alın size olağanüstü bir şov” dediler. İşin üzücü yanı Eurovision’un çıkış amacı olan ‘şarkı yarışması’ kimliğinden gittikçe uzaklaşarak ‘şov yarışması’ haline gelmesi. Kötü şarkılar kadar iyi şarkılar da var yarışmada. O yüzden ‘dinlenmeye değer’ şeyler mutlaka çıkıyor içlerinden.

Modern Talking bittikten sonra solo albümlerinizi yayınladınız. İstanbul’daki performansınızda sadece Modern Talking parçalarına yer vereceksiniz. Kendi parçalarınızı da seslendirmek istemez miydiniz?
80’lere adanan bir parti söz konusu olduğundan tabii ki yalnızca ‘You’re My Heart, You’re My Soul’, ‘Cheri Cheri Lady’ ve ‘Brother Louie’ gibi unutulmaz tüm Modern Talking parçalarını söylememi lütfen anlayışla karşılayın. Bakarsınız önümüzdeki günlerde solo çalışmalarıma ve cover parçalara da yer vereceğim özel bir performansla yine karşınıza çıkarım.

Yeni teknolojileri takip ediyor musunuz? iPod’unuz var mı; mp3 indiriyor musunuz?
Mümkün olan ölçüde takip etmeye çalışıyorum. Ancak artık 46 yaşındayım ve bazen teknolojiden biraz uzak bir yaşamı tercih ediyorum; o dönemlerde de ailemle huzuru İbiza’da yakalıyoruz. Ayrıca albümü ellerinin arasında tutmayı seven bir kuşağın bireyi olarak mp3 indirmeye çok da sıcak bakmıyorum.

Dieter Bohlen’le (Modern Talking’in diğer üyesi) görüşüyor musunuz?
Hayır!


- Disco dinle, iyi hisset. Esra KARATAŞ, Taraf Gazetesi, 14.06.2010

Psikolog DJ Cenk Erdem, Psycho Disco adlı albümünde disco müziğin insan ruhuna yararlarından bahsediyor ve iyi hissetmek isteyenlere müzikli bir tedavi öneriyor.

Psikolog DJ Cenk Erdem, ilk albümü İyileştiren Şarkılar’dan sonra yeni bir albümle yaza “merhaba” diyor. Sony Müzik etiketiyle çıkan Psycho Disco isimli çalışmasıyla 60-70-80’li yılların en popüler 15 disco şarkısını bir albümde toplayan Cenk Erdem hayli heyecanlı. Aretha Franklin’den Bony M’e, Rick Astley’den Modern Talking’e bir dönemin hit disco parçaları, bizi “o yaz”lara götürecek. Erdem dj’liğini yaptığı son albümünü “benim en güzel şarkım” dediği annesine ithaf ediyor.
Dans edince kendimizi iyi hissederiz ama aslında bizler klasik müzik dinlemenin insan ruhunu iyileştirdiğini bilirdik. Disco müziğin nasıl bir etkisi var insan ruhuna?

Klasik müziği tercih edenler olduğu gibi Osmanlı’da makam müzikleriyle de melankolik hastalar tedavi edilmiştir ama benim reçete gibi bir iddiam yok, sadece dansla yaşam enerjimizi yükseltelim istiyorum. Üstelik, birine iyi gelen müzikler bir başkasına kötü gelebilir. Kendi hikâyemde, doğduğum günden itibaren ailemde herkesin pop müziğe ilgisi vardı. Avşa’da gizli olarak kulüplere götürdükleri olurdu beni, orada Boney M dinlerdim. Küçükken sevdiğim arkadaşlarıma karma albümler yapıp kasetler hediye ettiğim olurdu. Dans müziği hepimize iyi gelir, psiko dinamik kuramda da bu ilişkiyi bulabilirsiniz zaten. Ana rahmindeyken ilk duyduğumuz kalp ritimleridir ve hepimiz bu tınılara duyarlıyız ve bu tınılar bizi mutlu ediyor.
Disco müziğin felsefi bir altyapısı var mı?

Disco müzik Amerika’daki Latinlerin, siyahların, azınlıkların rock müziğin hâkimiyetine tepkisi olarak başlıyor. Biliyorsunuz rock beyaz müziğiydi. Disco serbestçe dans etmeyi, kendini ifade etmeyi, şehvetli bir şekilde özgürce şarkı söylemeyi kollektif bir eğlence biçimine dönüştürdü.
Disco müziğinden önce siyahlar, caz müzikle kendilerini ifade etmişlerdi. Beyazlar da o zamanlar siyahların bu müziklerini seslendiremiyorlardı. Bu, ezilen bir ırk olarak onların çığlığıydı. Yaşadıkları dönemle mi ilgili acaba disco tarzına yönelmeleri?

Yaşanılan dönemde, 1972’den itibaren, New York’ta gece kulüpleriyle disko kültürü başlıyor. Sadece siyahların, Latinlerin değil kadınların da sesini duyuran bir harekete, ayrıca bir cinsel özgürlük hareketine dönüşüyor. İlk kadın DJ Karen Cook bu dönemin yıldızı. Genel olarak siyah vokallerin disko müziğine hâkimiyeti, sonrasında postdisko döneminde Stock Aitken Waterman üçlüsüyle ardı ardına İngiltere’de hitler çıkarken bu kez de siyah sesli Rick Astley’le karşımıza çıkıyor. Never Gonna Give You up , bu dönemi başlatan şarkılardan biri ve psycho disco’nun listesinde var. Yine hip hop kültürünü doğuran da disko ve bu yüzden albümde disko sampleları kullanan şarkılardan Dj Jazzy Jeff ve Fresh Prince’den , Ring my bell’i seçtim. Disko tarzı o dönemin kendini daha çok ifade etme ihtiyacı ile ilgili…
Albüme koymak istediğiniz ama alamadığınız parçalar var mı?

Sony Music Türkiye ailesine beni Esra Kocadoğan davet etti ve müzik zevklerimiz o kadar uyuşuyor ki, aynı heyecanları duyduk ve içimde kalan pek bir şarkı yok, ama Eurythmics’ten Sweet Dreams‘in de peşine düşmüştük, ancak yakınlarda bir best of çıkaracakları için şarkıyı geri çektiler. Mesela albüme Donna Summer, Hot Stuff’ı vermedi ama listemde Jackson 5’tan , Boney M’e en büyük disko efsaneleri var.
Albüm kapağı da ilginç bir çalışma olmuş. Disco ışığının örümcek kaplaması ve Hitchcock’un pyscho filmine gönderme de var. Tasarımdan bahsedebilir miyiz biraz?

Tasarım kardeşim R.Can Erdem’in yaratıcılığı. Mimar Sinan Üniversitesi Heykel mezunu, şimdi Kanada’da yaşıyor. Beni çok iyi tanıyor ve psiko eğitim çalışmalarındaki psiko kısmını disko’ya uyarlarken böyle bir çizim yaptı. Sony’deki herkes kapağa bayıldı. Hem retro bir gönderme var, hem de disko delisi bir psikolog.
Sony albüm seçimlerinde sizi tamamen özgür bıraktı mı?

Daha önce ilk projem İyileştiren Şarkılar‘ı , Universal etiketiyle yayınlamıştık, nasıl ruha iyi gelen şarkıları seçerken özgür bırakıldıysam, Sony Music Türkiye de en başından itibaren beni özgür bıraktı. Bu konuda çok şanslıyım. İzinleri daha kolay alınabilecek şarkılar vardı ama ben tamamen gönül işi yaptım, sevmediğim ve bu konsepte uymadığını düşündüğüm tek bir şarkı yok. Dans şarkılarını ezberlettiğim anneme, Semra Erdem’e, hediye ettiğim, bir yandan da sadece en sevilen dans şarkılarını değil, farklı dönemlerin herkesteki anılarını topladığım bir albüm oldu. Modern Talking’ten , You’re my heart You’re My soul‘u bir Euro Disco hiti olarak sevmeyen var mı?


- Unutmak için dans etmek zamanıdır! Deniz TÜRKOĞLU, Milliyet Gazetesi, 19.08.2010

Cenk Erdem, Sony Music Türkiye işbirliği ile keyifleri yükseltecek, şarkıları Psycho Disco albümünde bir araya getirdi.

Cenk Erdem, bir DJ ve aynı zamanda bir psikolog olarak ruh haline iyi gelecek şarkıları bir araya getirdiği ve büyük ilgi gören İyileştiren Şarkılar projesi’nden sonra bu kez Sony Music Türkiye işbirliği ile keyifleri yükseltecek , şarkıları Psycho Disco albümünde bir araya getirdi.Albümde “unutmak için dans et” sloganıyla 70’ler, 80’ler , 90’lar ve günümüzden en iyi disko hit’lerini toplayan Erdem, müzik yoluyla iyileştirme fikrini, bu kez “müzik yoluyla stres atma ve dans ederek unutma” tercihine dönüştürmüş.Erdem, Psycho Disco ile şimdi dansa olan ihtiyacımızı ve eski güzel şarkıları konuşuyor.

Daha önce bir psikolog ve aynı zamanda bir dj olarak gerçekleştirdiğiniz İyileştiren şarkılar albümünüz çok ilgi görmüştü , peki disko şarkıları fikri nasıl ortaya çıktı?
İyileştiren şarkılar Universal etiketiyle yayınlanmıştı .Bir reçete olmadığı halde psikoloji ile paralellikler kurarak şarkılar seçmiştim.Tıpkı her terapinin başlangıcında olduğu gibi şarkıların da dert ortağı olan, sakinleştiren, dinginlik veren bir dili vardı. Ancak nasıl terapinin ilerleyen zamanlarında moral yükseltmek, egoyu güçlendirmek önemliyse, psycho disco fikriyle gelen şarkıların devamında da moral yükselten, yaşam enerjisini artıran şarkılar seçmek önemliydi.Enerjimizi artırmak için en iyi yol dans şarkılarından geçiyor, bir dj olarak 70’lerin, 80’lerin, 90’ların disko hitlerini bir araya getirerek ben de enerjimizi yukarı çekmek istedim.Bu kez Sony Müzik Türkiye ile çok enerjik bir albüm hazırlamış oldum.

Albümün adı “psycho disco”, peki albümün adıyla nasıl bir gönderme yapıyorsunuz?

Hem psikolog kimliğimi hem dj kimliğimi yan yana getirirken, büyük gruplarla gerçekleştirdiğim eğitim çalışmalarına psiko-eğitim çalışmaları adını verdiğim gibi, daha büyük kalabalıklar için dans şarkıları seçerken de psiko-disko ifadesi kullanmak istedim.Buradaki psycho , psikoloji için bir kısaltma olduğu gibi disko delisi bir dj şakası yaparak da albümün içeriğini özetliyor.

Şarkıları seçerken nelere dikkat ettiniz?
Daha önceki projemde olduğu gibi öncelikle güzel sesler seçmeye çalıştım. Bu konuda Türk bilginlerinden Ebu Bekir Razi’nin söylediği, “melankolik hastalara güzel seslerden şarkılar dinletin” tavsiyesi, benim için çok önemli.Bu yüzden albümde Aretha Franklin , Toni Braxton, Taylor Dayne gibi güçlü sesler var.Şarkıların disko şarkıları olması da projenin amacına uyuyor çünkü disko kültürü 1970’lerde New York’tan tüm dünyaya yayıldığında , herkesin dilediği gibi dans edip kendini ifade ettiği, özgürlük veren bir eğlence anlayışını getiren bir alt kültür olmuş.Şarkılar dansa çağırıyor ve bu şarkıların hepsi unutmak için dansa davet eden şarkılar…

Albüm kapağı çok dikkat çekiyor, kapak çalışmasındaki espri nasıl ortaya çıktı?

Albüm kapağını kardeşim R.Can Erdem tasarladı, Kanada’da yaşıyor ve Concordia Üniversitesi’nde animasyon eğitimine devam ediyor.Albümü ve projeyi anlatıp şarkıların listesini verdiğimde, bu kapağı çizip gönderdi.Hem Sony’dekilerle kapağa bayıldık.Kapağın retro bir havası var ayrıca disko küresinin dev bir örümcek olması , unutmaya başladığımız eski güzel şarkıların örümcek tutması gibi bir espri yapıyor.Sanki Psycho lafıyla da ünlü Hitchcock filmi Psycho’ya “bir disko delisi “göndermesi yapıyor.Bana hissettirdikleri bunlar, Can’a hiç sormadım.

Sony Müzik Türkiye albüm seçimlerinde size ne kadar özgürlük verdi?
Bana bu teklifle gelen ve Sony ailesine davet eden Esra Kocadoğan oldu ve açıkçası müzik zevklerimiz de çok uyuşuyor.Esra da djlik yapıyor ve bu yüzden şarkıları seçerken aynı heyecanları paylaşabildik.Bir çok karışık albümde birkaç güzel şarkının dışında bilmediğimiz etmediğimiz şarkılar oluyor çünkü ünlü isimlerin bilinmedik şarkılarının izinlerini almak çok kolay, bu iş sırasında bunları öğrendim ama istediğimiz şarkılara sanatçıların verdiği alternatiflere sesimizi çıkarmayıp, güzel şarkılardan vazgeçtiğimiz hiç olmadı.Baştan sona istediğim şarkılardan oluştuğu için gönül verdiğim bir albüm.

Eski şarkıların bir araya getirildiği toplama albümlerde hep orijinal versiyonlar olur, sizin albümünüzdeki bazı remixlerin amacı evleri birer diskoya çevirmek mi?
Şarkıların izinleri geldikten sonra istediğiniz remixleri kullanabiliyorsunuz, işin bu kısmı çok zevkliydi çünkü benim özellikle istediğim bazı remixler vardı.Eski şarkıları yeni nesillere tanıtmak isterken, bu şarkıları bilenlerle hiç bilmeyenler arasında bir köprü kurmak istedim.Örneğin Boney M’in , Daddy Cool şarkısı 1976 yılının bir disko efsanesi ise şimdiki dinleyiciler için anlaşılmaz bir eski moda havası yerine remiksiyle çok daha eğlenceli.Üstelik remixleri arşivden çıkarırken vakit kaybetmek yerine direkt kendi arşivimden master’lar yolladım ki, bu da albümü ev yapımı disko albümü yapıyor.

Bu albümünüzü size ilk disko şarkılarını öğreten annenize armağan etmişsiniz, kapağını kardeşiniz tasarlamış, bir aile albümü desek?
Çocukluğumda hem Türk Klasik müziği seven hem Boney M’den Anita Ward’a disko klasiklerini bana öğreten bir anneye sahip olduğum için şanslıyım.Lise yıllarımda ve üniversite yıllarımda, Kiss Fm’de radyo programları yaptığım dönemlerde de annem her yeni şarkıyı benle takip ediyordu. Mutfakta Crystal Waters şarkısı mırıldanan bir annem olduğu için çok mutlu oluyorum.Bu yüzden albümü en güzel şarkım dediğim annem Semra Erdem’e armağan ettim.Kardeşim de albüme can kattı.

Psycho disco albümünün neredeyse disko tarihinin özeti gibi bir şarkı listesi var, sizce en çok hangi şarkıda dans edilebilir?
Albümde hala kulüplerde çaldığımda herkesi ayağa kaldıran şarkı “ Gonna Make You Sweat” Robert Clivilles ve David Cole’un 1990 yılında yayınlandığında dans müziğine yön veren şarkıları, ve bu şarkıda disko divası Martha Wash’un vokaline kayıtsız kalmak mümkün değil.Yine Euro Disco türünün tam 35 ülkede bir numara olan şarkısı, 1984 yılının Modern Talking parçası “You’re my heart , you’re my soul’un” yeri benim için çok ayrı.Bu şarkıda birçoklarımızın anılarını topladığımı düşünüyorum.

Bu albüm için bir de “unutmak için dans et “ gibi sloganınız var, sizce dertlerimizi unutmak için dans etmek hepimize iyi gelir mi?
Bırakın diskoları , düğünlerde bile en hüzünlü olanlar gecenin sonunda en çok dans edenlerdir.Kalbimiz kırılıyor, hayal kırıklıklarımız oluyor ve tüm bunlar dans edince geçiyor.Bu yüzden en çok dans etmeye ihtiyacımız olan zamanlar en çok kırıldığımız zamanlar.Psycho Disco “unutmak için “ herkesi dans ettirecek.


- Sonsuz Ayna: Disko Topu'ndan Yansıyan Hayatlar, Gökşen AYDEMİR, Film Arası, Ekim 2014

Sonsuz Ayna: Disko Topu'ndan Yansıyan Hayatlar

Alttan yüksek sesle bangır bangır Laura Brightman'ın (Branigan'ın) Self Control şarkısı çalıyor. Kamera yukarda asılı sonsuz ayna disko topuna zoom-out yapmakta. Birden üzerine gelen ışıkla disko topu pistte bin bir renk saçıyor. Pistte onlarca insan çılgınlar gibi dans ederken, birileri barın başında onları hasetle çekiştirip duruyor. Hangi zamanda, hangi coğrafyada, kimlerleyiz kimse bilmiyor. Sadece birileri eğleniyor diğerleri bakıyor. Bu sahneleri 1980'lerin Türk filmlerinden hatırlamamız mümkün. Bir yanda Tecavüzcü Çoşkun, diğer tarafta Nuri Alço, Ahu Tuğba, Banu Alkan, Hülya Avşar, Tarık Tarcan, Serpil Çakmaklı, Engin Koç, Yaşar Alptekin, Nazan Ayaş ve Çiğdem Tunç arz-ı endam ediyorlar.

1980'lerin filmleri dönemin politik iklimini dolaylı yoldan yansıtır cinstendir. 80 ihtilali öncesinde çekilen yoğun politik içerikli filmlerin yerini arabesk filmleri, cinsel içerikli filmler ve disko filmleri almıştır. 1982 Anayasası'nın yaratmaya çalıştığı korku toplumu, bu filmler aracılığıyla şuursuzlaştırılarak elde edilmeye çalışılmaktadır. Özellikle 1982'den itibaren çekilmeye başlanan disko filmleri de bu çelişkili dönemin en önemli aynasıdır. 1970'lerde de Türk sinemasında eğlence hayatını konu alan filmler yapılıyordu. Ancak o dönem ki eğlence hayatı, ev partileri ya da sahil partilerinden ibaretti. 1960'larda Amerika'da doğan hippie kavramının uzantısı olarak 68 kuşağıyla birlikte gelişen çiçek çocuklar bu filmlerin kahramanlarıydı. The Who, Boney M, Rolling Stones, Janis Joplin ve Led Zeppelin müzikleriyle eğlenen pis, dağınık ama kötücül olmayan bir gençlik imajı çizilmeye çalışılıyordu. Evde kanepeler etrafında ya da deniz kenarında ateş yakıp etrafında döne döne yapılan danslar vardı. Güzel ve masum bir kız olan Gülşen Bubikoğlu, Necla Nazır ya da Müjde Ar arkadaşlarıyla çılgınlar gibi eğlenmekteydiler. Bu dans sahneleri genellikle kıskanç bir sevgili tarafından bölünürdü. 'Yaban' olarak isimlendirilen kıskanç sevgiliye Kadir İnanır, Serdar Gökhan ya da Murat Soydan hayat vermekte, güzel ve masum kızı çekiştire çekiştire bu ortamın çıkarıp ve evinin kadını yapmaktaydı.

Toplum Mühendisliği Aracı Olarak Disko Filmleri

Klasik Yeşilçam geleneğine-baktığımız zaman sinemanın toplum mühendisliği aracı olarak kullanılma eğiliminin çok zayıf olduğunu görürüz. Türk sineması, Muhsin Ertuğrul ile başlayan emekleme döneminde batılılaşarak, asrileşerek ve modernizmin bir parçası olarak gelişimini sürdürse de, sistematik bir toplum mühendisliği aracı olarak kullanılma eğilimi çok zayıftır. Klasik Yeşilçam dönemine bakıldığında, Türk sinemasının toplum mühendisliği aracısından öte seyirci ne istiyorsa onu veren 'sen ne dilersen' mekanizması olduğunu görürüz. Okan'a göre o dönemde yapımcıların ellerinde sermaye olmadığından film çekimlerine başlamadan önce tüm haklarını dağıtımcılara satıyorlardı. Dağıtımcılar ise sadece kâr edebilecekleri yapımlara ve oyunculara razı gelmekteydiler. Dağıtımcılar, yapımcılara resmen emir veren bir konumdadırlar. Yani bu dönemde Türk sineması bölgesel dağıtımcılar tarafından yönlendirilmektedir. (Okan, s.26) Bu nedenle bir toplum mühendisi ürününden çok seyirci ne talep ederse onu veren bir sinemayla karşı karşıyayız. 1980 ihtilali sonrası sinemada üretim ilişkileri tamamen değişecektir. Değişen üretim ilişkileriyle birlikte devlet babanın yapımcılar üzerinde daha büyük etkisi olacaktır.

Disko filmlerinde temel eksen; değişen eğlence şekillerini ortaya koymaktan öte bu batılı ve modern ama bir o kadar da ahlaksız hayatı gözler önüne sermektir. Ne filmlere fon oluşturan İstanbul eski İstanbul'dur, ne de Türk sinemasının alışık olduğu iyi ve müşfik kızlar ve sevdiğine sahip çıkan erkekler vardır. Filmlerin temelinde aile içi şiddet, içki ve uyuşturucu batağına düşmüş bir gençlik; intiharlar, cinayetler ve para karşılığı satılan hayatlar vardır. Diskoda çalan müzik ise 'ahlak-dışı' dönemin tınılarıdır. Yaşadığı ülkeye, topluma uzak gibi gözüken bu gençler; ne çalışan, ne de okuyan, gündüzleri boş zaman geçirip geceleri kendilerini diskolara atan bir güruhtur. Bu filmlerin starları ise ya çok zengin ailelerin çocuklarıdır ya da çok fakir ailelerden gelmektedirler. Sanki bu filmlerde orta sınıf yok olmuştur. Dünyaya dair bütün nimetler kapitalistlere aittir, onlara hizmet etmek ise fakirlerin görevidir. Orta sınıf ise tarihe karışmıştır, küçük esnaf memur o ahlaklı insanlar sanki atlarına binip uzak diyarlara gitmişlerdir. Bu filmlerde gösterilen gençlik fakir ve zengin fark etmeksizin kötüdür, ama suçlu değildir. Suç, onlara sevgi ve ilgi göstermeyen hatta onları kısıtlamayan ailelerindir. Bu filmlerde bir tek iyi vardır, oda devlet babanın adamlarıdır. Bazen diskoları basan bir komiserdir, bazen alkol ya da uyuşturucu tedavisi yapan bir doktordur. Gençlik kullanılan kötü yola düşürülendir, onu kurtaracak olan ise devlet babanın adamlarıdır. Bu kadar insanın işkence gördüğü, hangi ideolojik görüşe sahip olursa olsun toplu idamların yaşandığı 12 Eylül'den sonra çekilen bu filmlerin gençlik üzerine odaklanması şaşırtıcı değildir. 'Ey aileler çocuklarınıza sahip çıkmazsanız ya kendileri ölürler ya da devlet baba gelir onları kurtarır' imajı sürekli tekrarlanmaktadır.

Dönemin en önemli ve en çok iş yapan senaristi Erdoğan Tünaş'tır. Tünaş sadece 1986 yılında 20 tane bu konuları içeren film yazmıştır. 1983'de yazdığı Beyaz Ölüm eserini Halit Refiğ yönetmiştir. 80'lerin başında üne kavuşan Ahu Tuğba, dönemin en büyük keşfidir. Yine Tünaş'ın yazdığı 1984 yapımı Kayıp Kızlar filmini de Orhan Elmas yönetmiştir. Agâh Özgüç'ün, 1984-1986 Film Sözlüğü'ne göre Kayıp Kızlar filmi 31 milyon 800 bin liralık hâsılat ile sinema tarihinin en çok iş yapan filmi olmuştur. Tünaş'ın bu dönemde çektiği filmlerindeki temalar ise; üvey baba tacizi, köyden artist olmaya gelip kötü yola düşen kızlar, alkol ve uyuşturucunun yok ettiği bir gençliktir. Bu filmlerin unutulmaz kötü adamı ise genç ve saf kızların gazozuna ilaç atıp onları kötü emellerine alet eden Nuri Alço'dur. Filmlerin yoğun olarak kullandığı mekân olan diskolarda bin bir figürle dans eden kadın ve erkekler vardır. Başrol oyuncuları genelde o kalabalığın içinde olmak yerine barın kenarında diğerlerini izler konumdadırlar. Arada Şemsi İnkaya’nın canlandırdığı torbacı gençleri zehirlemektedir. Müzik ise bu işin mühürleyicisi gibi bangır bangır çalmaktadır.

Taçsız Kraliçe (1984), Arzu (1985), Dul Bir Kadın (1985), Güzelim (1985), Aşk Hikâyemiz (1986) Bu İkiliye Dikkat (1986), Seviyorum (1986), Kara Sevda (1987) ve Lambada (1989) gibi filmlerde yoğun bir şekilde disko bölümlerine rastlarız. İlk dönemler disko sadece kötülüğün mekânıyken, 1987'den sonra çekilen filmlerde ise aşkın ve dansın mekânı haline gelecektir. Özellikle 1980’leirn sonunun yıldızı olan Yaşar Alptekin de danslarıyla yeni bir dönemi açmıştır. 1989 yılında Yasemin Evcim ile birlikte oynadığı Lambada filmi disko filmlerinin itibarını geri kazanmasını sağlamıştır.

Disko Demek Modern Talking Demek...

1980'lerin disko filmlerinin vazgeçilmezi Modern Talking grubudur. Dieter Bohlen ve Thomas Anders tarafından 1984 yılında kurulan Modern Talking, 1984 yılında çıkardıkları ilk 45'likleri You're My Heart, You're My Soul ile şöhreti yakalamışlardır. Türk sineması bu popüler şarkıyı hiç zaman kaybetmeden filmlerde kullanmaya başlar. 'Arzu' (1985) filminde Banu Alkan'ı bu şarkıyla salınırken görürüz. Modern Talking ardı sıra You Can Win If You Want, Cheri Cheri Lady ve Brother Louie 45'liklerini 1986 yılına kadar çıkarır. Bu şarkılarla Avrupa'da, Asya'da ve ABD'de ünlü olup 1987 yılında ayrılırlar. Ancak Türk filmleri 1990'ların başına kadar Modern Talking'in şarkılarını tüm disko bölümlerinde kullanır. Telifsiz istedikleri, sıklıkla kullandıkları bu şarkılar 1990'ların çocuklarının vazgeçilmezi olur. Aynı şekilde Laura Brightman'ın (Branigan’ın) Self Control, Mory Kante'nin Yeke Yeke, Madonna'ın La Isla Bonita, Berlin’in Take My Breathe Away ve Roxette'nin Listen To Heart gibi şarkıları döneme damgasını vurmuştur. 1989 yılında çekilen Lambada filmiyle büyük çıkış yakalayan Lambada müziği dönemin filmlerinde sıkça kullanılmıştır.

Modernleşme mi? Yabancılaşma mı? Siz ne dersiniz?

Marx'a göre yabancılaşma, kapitalizmin sistematik sonucudur. Biz sinema seyircilerine 1980 sonrasında sunulan disko filmlerinin kullandığı batı kaynaklı müzikler, modernleşme çizgisini yakalayamamıştır. Ne de olsa Tanzimat'tan beri bu topraklarda modernleşmenin adı tepeden inme batılılaşmayla eş görülmektedir. Modern Talking başta olmak üzere kullanılan bu müzikler batı kaynaklı yabancılaşmayı beslemiştir. 1980 sonrası dışa açık ekonomik yapıyla birlikte kapitalizm koşulları en acımasız şekilde bu topraklara yerleşmeye başlamıştır. Bu filmlerde gördüğümüz gibi kendine ve toplumuna yabancılaşan gençlik ortaya çıkmıştır. Dünyayı kasıp kavuran bu masum müzikler, Türk sinemasında yabancılaşmanın kaynağı olmuştur. Oysa disko topunun aynasında kırıla kırıla yansıyan onlarca renk ne kadar da bizdendir. Yine de Modern Talking, bir yerlerden 'you're my heart, you're my soul' söylesin dursun...

Kaynakça
Okan, T. " Türk Sinemasının Ekonomik Durumu" Yeni Sinema, NO:3, 1966, ss.25-32.
Özgüç, Agah. Film Sözlüğü (1984-1986), Sümbül Kitapevi, 1987.


- Konser sezonu seksenler efsanesi Modern Talking`den Thomas Anders ile sona eriyor, Hakan AKOĞLU, cazkolik.com, 13.05.2016

Efsane İstanbul`a geliyor

Seksenli yıllara damgasını vuran, müzik tarihine ismini altın harflerle yazdıran Modern Talking`in efsanevi solisti Thomas Anders 28 Mayıs akşamı Cemal Reşit Rey`in sezon kapanış konseri için İstanbullu hayranlarıyla buluşmaya hazırlanıyor.

On iki albüm ve yüz yirmi milyonu aşan satış rakamlarının ardından sona eren Modern Talking efsanesi, Thomas Anders tarafından on solo albüm ve dünya çapında süren konserlerle devam ediyor. Modern Talking ve solo hitleri Thomas Anders’in eşsiz performansıyla grubun otuz yılını devirdiği bu dönemde İstanbullu müzikseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Thomas Anders`la İstanbul konseri öncesi Modern Talking`i, kariyerini ve yeni projelerini konuştuk.

Hakan Akoğlu

Modern Talking"in yeniden biraraya gelmesi için duygusal bir sebep yok

Hakan Akoğlu: Kırk yılı aşkın süredir sahnedesiniz. Bu kadar uzun süre başarılı olmanın sırrı nedir?
Thomas Anders: Belki de sevdiğim işi aşkla yaptığım içindir. Sahnede olmak ve insanları eğlendirmek benim için daima büyük bir zevk.

Hakan Akoğlu: "%100 Anders" ismini verdiğiniz otobiyografik bir kitap yazdınız. Geçmişinizi yazarken kendinizle ilgili farklı yönlerinizi keşfettiğiniz oldu mu?
Thomas Anders: Farklı yönlerimi keşfetmek değil ama kendi kişisel tarihime dönüp bakmış oldum. Aklımın köşesinde kalan birçok anı tekrar canlanmış oldu.

Hakan Akoğlu: Dieter Bohlen ile tekrar birlikte çalışmayı düşünür müsünüz? Bir gün sizi Modern Talking ile yeniden bir arada görebilir miyiz?
Thomas Anders: Aslında yeniden bir araya gelmenin gereği yok diye düşünüyorum. İkimizin de kendine ait bir hayatı ve kariyeri var. Aslına bakarsanız hiçbir zaman çok yakın dost değildik. Bu yüzden tekrar bir araya gelmek için duygusal bir neden yok.

Hakan Akoğlu: Aynı zamanda bir aktörsünüz. Şu ana kadar yer aldığınız filmler içinde sizin için en ilginç olan rol hangisiydi ve yakın gelecekte sinema filmi ya da TV dizisi gibi projeler var mı?
Thomas Anders: Her müzik videosu aslında benim için küçük filmler demek. "Stockholm Marathon" gerçekten çok keyifli bir projeydi ama her zaman en begendiğim "Stay With Me" oldu. Geçen Kasım Alman yapımı "The Little Dictator"de küçük bir rol aldım. Almanya`da Ekim ayında sinemalarda olacak.

Hakan Akoğlu: Şarkıcı ve müzisyen olarak uzun süredir müzik dünyasındasınız. Geçmişle bugünkü müzik anlayışı arasında nasıl farklar var?

Thomas Anders: Müzik endüstrisi çok fazla değişti. Eskiden dünya genelinde bir müzik trendi vardı. Günümüzde sayamayacağınız kadar çok fazla trend var. Geçmişte dağıtım daha basitti şimdi ise dijital mecraları seçebiliyorsunuz. Bir sanatçı olarak nereye yöneleceğinizi iyi bilmeniz gerekiyor. Mayıs sonu "Modern Talking" hitlerinden oluşan bir albümü yeni düzenlemelerle yayınlayacağım. Albümün adı "Thomas Anders; HiStory of Modern Talking" olacak. Mayıs`da aynı zamanda kendi YouTube kanalım Thomas Anders.TV`den hayranlarım ve arkadaşlarım da beni görme şansı bulacak. Kayıtlar, turne görüntüleri, TV şovları ve daha fazlasını görebilecekler.

Hakan Akoğlu: 2008 yılından beri “Koblenz Çocuk Koruma Birliği” nin bir parçasısınız. Çocuklarla ilgili projeleriniz devam edecek mi?
Thomas Anders: Kesinlikle! Çocuklar için gerektiği zaman para toplamaya çalışıyorum.

Hakan Akoğlu: “Songs Forever” albümünde caz söylediniz. Sizi en iyi ifade eden müzik türü hangisi?
Thomas Anders: Bu dünyada binden fazla tat var müzik de benim için onlardan biri. Evdeyken genellikle Chillout ve Lounge tarzı dinliyorum. Beni rahatlatıyor. Arabadaysa radyo dinliyorum. Dışarda neler olduğu, ne tarz müzikler dinlendiği konusunda bilgi sahibi oluyorum.

Hakan Akoğlu: Berlin`de yaşıyorsunuz ve Almanya`da büyük bir Türk nüfusu var. Türk müziği hakkında ne düşünüyorsunuz? Dinlediğiniz Türk şarkıcılar var mı?
Thomas Anders: Aslında Berlin değil Koblenz`de yaşıyorum. Ren nehri yanında Köln ve Mainz arasında. Türk şarkıcıları çok fazla bilmiyorum ama bundan sonra Eurovisionu daha dikkatli izleyeceğim.

Mayıs sonu Modern Talking klasiklerinden oluşan albüm çıkacak
Hakan Akoğlu: Bundan sonraki projeleriniz neler?
Thomas Anders: Dediğim gibi Mayıs ayında Modern Talking klasiklerinden oluşan albüm müzik marketlerde olacak. 2016 Eylül ayı içinde yayınlanacak Almanca bir albüm üzerinde çalışıyorum. Dünya çapında birçok konser veriyorum. Ağustos ayında Amerika turnesine çıkacağım. Ayrıca bu yıl Vietnamın başkenti Hanoiv ve Şilide de konserlerim olacak.

Hakan Akoğlu: 28 Mayıs akşamı Cemal Reşit Rey sahnesinde bizi nasıl bir repertuvar bekliyor? Sürprizler var mı?
Thomas Anders: Modern Talking`in hit şarkılarından ve solo repertuvarımdan şarkılar söyleyeceğim. Duygu dolu bir şov olacak ve dinleyicilerime müzikle dolu güzel bir akşam yaşatmayı ümit ediyorum.


- Thomas Anders: 'Seksenlerde giydiklerimden utanıyorum!', Ali Tufan KOÇ, Hürriyet Gazetesi, 20.05.2016

Her 80’ler konusu açıldığında otomatikman kafada dönmeye başlayan, dile yapışan ‘Cheri Cheri Lady’, ‘You’re My Heart, You’re My Soul’ melodilerinden kurtulmak zor. Sırrı, büyüsü neydi? 80’ler furyasının tam ortasındaki Alman müzik ikilisi Modern Talking’in solisti Thomas Anders anlatıyor.
Sene 1985. Modern Talking’in ‘Cheri Cheri Lady’si yılın hiti. Aynı zamanda ‘Frankie Goes To Hollywood’, ‘Wham!’ gibi ‘pop’u pop yapan grupların tek tek sahneye çıktığı dönem. Parçası olmak nasıl bir his?

- Birlikte anılmaktan ömür boyu gurur duyacağım bir dönem bu. Fakat insan her sabah ayna karşısına geçip “Ne şahane bir adamım ben! Ne mükemmel işler yaptım” demiyor tabii.

Kocaman gülüşler, absürd derecede kabarmış saçlar, abartı derecede pahalı klipler... Ve tüm o curcunanın ortasına düşmüş ‘You’re My Heart, You’re My Soul’, ‘Brother Louie’ gibi hitleriniz... Başarısı tesadüf müydü?

- Değildi, dönemin melodisini yakalamış şarkılardı çünkü. İnsanların 80’ler müziğini, stilini bu kadar çok sevmesi de bu yüzden: Diğer dönemlerden çok çabuk ayrışan, müziği/çizgisi çok net ve aslında çok köşeli bir duruşu var. Müzik dediğin, o dönemi yansıtmalı. Bu yüzden yıllar içinde albümlerimin sound’u hep değişti, güncellendi. Haftaya çıkacak yeni albümüm ‘History’ dahil. İçinde gelmiş geçmiş en büyük Modern Talking hitlerinin modern yorumları var.

YENİ NESİL ÇOK MEŞGUL, ÇOK ACELECİ

80’leri bu kadar farklı kılan neydi sizce?

- Melodi! 80’lerde her şey melodiden ibaretti, günümüzdeyse her şey ‘prodüksiyon’. Doğru ‘sound’u yakalamak teknoloji sayesinde artık çok daha kolay. Birkaç bin euro’ya bir klavye alıyorsun ve bununla on binlerce yeni ses dosyaları yaratabiliyorsun. Bundan 30 yıl önce bu ‘sound’u yakalamak hem daha pahalı hem daha nadirdi.

Modern Talking hitleri, ‘karışık kaset’ furyasının tanığı. Parçanızın olmadığı bir karışık kaset bulmak zor. Sizin favorileriniz hangileriydi? Duruyor mu karışık kasetleriniz?

- Yok, hiçbir zaman ‘karışık kaset’ insanı olmadım, hiç doldurmadım. Her zaman şarkıları orijinal kayıtlarından dinlemeyi tercih ettim.

Ergenliği 80’lerde yaşamak, o dönem genç olmak daha mı özeldi sizce?

- Dünya, artık daha güvenli ve konforlu bir yere dönüştü, ‘kişisel ayarlar/filtreler’ önem kazandı. Günümüze boşuna bilgi çağı denmiyor. 80’lerde aşırı yavaş bir bilgi akışı hâkimdi. Bunun güzel tarafları da var tabii. Doya doya yaşıyorsun her şeyi. Yeni jenerasyon çok aceleci, çok meşgul, hep koşturma halinde.

O dönem, hâlâ gece hayatı için nefis bir tema, şahane bir kostüm bahanesi. Gidiyor musunuz arada bu tarz partilere?

- 80’lerden emekli oldum, partilerine bile gitmiyorum. İşim gereği o tarz partilerde, kulüplerde o kadar çok şovum oluyor ki geri kalan zamanı ailemle evde geçirmeyi tercih ediyorum.

Eski kıyafet dolabınız duruyor mu? Baktıkça pişmanlık hissediyor musunuz?

- Hem de nasıl... Kılık kıyafet, baştan aşağı korkunç! Hatırladıkça utanıyorum! Bol paça pantolonlar; omzu gereğinden fazla geniş kostümler... Her şey, her detay çok saçma.

ARTIK SAÇLAR DA KISA, PANTOLON PAÇALARI DA...

Anders’in uzun saçlarının şarkılarını kadar meşhur olduğu bir dönem var. Geçen aylarda 53’üne bastı; saçları artık daha kısa, pantolon paçaları ve gömlek yakaları da... Hâlâ fit gözükmesiyle ilgili “Şanslı sayılırım. Genlerin etkisi çok. Hiç sigara kullanmadım, hep sağlıklı beslendim” diyor.


- Modern Talking’de kariyer yaptım. Hakan VAROL, Yeni Şafak, 29 Mayıs 2016

80’li yıllara damgasını vurmuş, dünyaca ünlü hangi gruplar vardı diye sorulsa hiç şüphesiz ki “Modern Talking” ismi en öne çıkar. İki kere dağılıp tekrar bir araya gelen grup artık yok ama efsanesi grubun yıldızı Thomas Anders ile devam ediyor. Hatırı sayılır bir küçük serveti olan Andreas’ın hayatı dışarıdan bakıldığında lunaparkı andırıyor ama kendisi acaba sürekli korku tünelinde mi?

Thomas Andreas dünyaca ünlü Modern Talking grubunu 1984 yılında Diether Bohlen ile birlikte kurdular.Grup, müzik hayatına başlar başlamaz adeta bir kasırga gibi esmeye başladı. Tüm zamanların en popüler Alman grubu olan Modern Talking herkesin aşina olduğu “You're My Heart, You're My Soul” adlı şarkı ile 35 ülkenin müzik listelerinde bir numaraya yerleşti.Dünya çapında 120 milyonluk dudak uçuklatan bir satış rakamına ulaşan grup üyeleri şu anda kaç ödülü olduğunu bilmiyor bile...

Ancak müziği ile adeta yeri göğü inleten ikilinin arası sürekli bozuluyordu. Thomas Anders ve Diether Bohlen artık o kadar zıtlaşmaya başlamıştı ki grup ayrılma kararı aldı. Bir küs bir barışık derken 2011'de “Yüzde Yüz Thomas” kitabını çıkaran müzisyen yaşamına ve gruba dair tüm merak edilenleri öylesine açık bir şekilde ifade etti ki adeta şok etkisi yarattı. İlk eşinin grupta yer almak istemesi sonucu Bohlen ile anlaşamamasının grubu bitirdiğinden tutunda, onun için aklından zoru var demeye kadar cüret etmişti kitabında. Dışarıdan sürekli imrenilen bir hayatı olan Andreas, kendi kalemi ile anlatmıştı yaşadığı tüm zorlukları ve sancılı süreçlerini...

Thomas Anders filmlerde - dizilerde başrol oynadı, yarışmalara katıldı, televizyon program yapımcılığı yaptı, hiç durmadan üretti ve üretmeye de devam ediyor. Passion Turca organizasyonu ile yıllar sonra Türkiye'ye gelen sanatçı oldukça heyecanlı ve mutluydu. Dün İstanbul Cemal Reşit Rey'de sahne alan Thomas Anders, böylelikle CRR'nin sezon kapanış konserini de gerçekleştirmiş oldu. Hayranları tarafından coşkuyla karşılanan efsane yıldızla dünden bugüne hikayesini konuştuk.

Dünyaya adınızı altın harflerle yazdırdınız ve hep merak edilen bir star oldunuz geriye dönüp baktığınızda en büyük “keşke”niz nedir?
Sanırım bir şeyler için keşke demek haksızlık olurdu. Çok şanslıydım ve hayatımda bugüne kadar harika anlar yaşadım. Bu yüzden bir keşkem yok.

Bir tercih hakkınız olsa Modern Talking grubu mu bireysel müzik mi?
Modern Talking ile büyük bir kariyer yaptım, O yüzden bunu söylemek gereksiz.

Modern Talking grubundaki ortağınız Diether Bohlen hayatınızın dönüm noktası diyebilir miyiz?
Hayır, Dieter Bohlen kariyerimin önemli bir parçasıydı, hayatımın değil.

Hayatınızı yazdığınız kitabınızda çok cesur itiraflarınız vardı. Adeta yer yerinden oynadı. Sonra pişman oldunuz mu?
Pişman olan bir insan değilim çünkü kararlarımı açık bir zihinle vermeye çalışıyorum düşüncesizce değil.

Grubu bitirme sebebini kitabınızdan okuduk, yazılanlar çizilenler malum ama ilk ağızdan duymak isteriz. Grup neden dağıldı?
Dieter ve ben zıt karakterleriz, Ying ve Yang gibi. Eski partnerimle geçinmek çok da kolay değildi bir çeşit çift gibi, bir büyüsü vardı ama tüm hayat boyu sürdürecek kadar güçlü değildi.

Tanımayanlar İçin Thomas Anders
53 yaşındaki Alman sanatçı 2 kez evlendi. Modern Talking adı altında Dieter Bohlen ile birlikte 1984-1987 ve 1998-2003 yılları arasında sahne aldı. Tüm dünyada 120 milyondan fazla plak ve cd satarak sayısız altın ve platin plağa sahip olarak ulaşılması güç bir rekora imza attı.. Solo olarak 10 başarılı albüm kaydetti.Elton John, Peter Wolf gibi sanatçılarla çalıştı ve birçok ünlü sanatçı ile şarkı söyledi. Cape Town'dan Hong Kong'a, New York'tan Moskova'ya yüzlerce şehirde konserler verdi.
Oyunculuk kariyerinde önemli film ve dizilerde başrol aldı.

Gençlik sizin için vazgeçilmez bir tutku. Yaş almaya başladıkça dünyaya bakışınız nasıl değişiyor?
Yaşlanmak hayatın bir parçası bir çok insan kabul etmese de... Çevremdeki birçok insanın “yaşlanmak istemiyorum” dediğini duyuyorum ama hiçbiri genç de ölmek istemiyor. Kendi tarzınla yaşlanmak bir çeşit mücadele. Yaşıma göre fit ve iyi durmaya çalışıyorum benim için önemli olan bu...

Türkiye'de o kadar seviliyorsunuz ki “Modern Talking Türkiye" adı ile hala interaktif bir siteniz ve fan clubleriniz var. Biten bir grup için bu sevgi seli ne hissettiriyor?

Yıllar sonra hala bu işin içinde kalabilmek insanların ve hayranlarımın beni sevmesi ve desteklemeye çalışması, beni çok mutlu ediyor ve gururlandırıyor.

Tüm Avrupa olduğu gibi Türkiye'de sizi çok seviyor. Ancak tüm kariyerinizde boyunca Türkiye'ye niçin az geldiniz?
Aslında özel şovlarım dahil olmak üzere sık bulundum. Sanırım 1o'dan fazla (gülüyor). Ibaza'da bir evim var. Bu yüzden tatillerimin çoğunu orada geçiriyorum.

Eurovision sizin kariyerinizde önemli bir yere sahip. Bu yıl Eurovision yine çok konuşuldu. Üstelik ABD ile 3 kıtaya yayıldı. Değişen zamanla birlikte Eurovision'u nasıl buluyorsunuz?
The ESC hala dünya çapındaki en önemli yarışmalardan biri. Gençliğim boyunca farklı kültürlerin ve müzik stillerinin bir yansımasıydı. Bugün ise her ülke dünya ana akım müzik trendine uygun aynı benzer soundları denemeye çalışıyor.

Türkiye'yi çok sevdiğinizi biliyorum hatta Türkiye'nin Eurovision'da ev sahibi olduğu yıl Almanya adına puanları verirken Türkiye bayraklı gözlükler takmıştınız ve bu adeta olay olmuştu. Sizin için Türkiye ne ifade ediyor?
Türkiye sıcak kalpli insanlarıyla harika bir ülke. Almanya'da milyonlarca Türk yaşıyor. Tekrar tekrar İstanbul'a gelmeyi istiyorum.

80'li yıllarda Almanya'ya göç eden çok sayıda Türk aile vardı. Bu aileler şimdi 3. kuşaklarını yetiştiriyor. Türklerin Almanya'daki yeri nerede sizce? Hala ülkeye uyum sorunu olduğunu düşünüyor musunuz?
Maalesef bazıları sosyal hayatla ve Almanlar ile bağ kurmadan yaşıyor. Almanca bile konuşmuyorlar. Bence bu zor bir yaşam. Eğer başka bir ülkeye gitseydim, onun bir parçası olmaya çalışırdım. Gelecek vizyonu için bu gerekli ama bu köklerimi unutacağım anlamına da gelmiyor tabii. Köklerimiz çok önemli.

Müziğinize dönecek olursak müzik tarihine işlenmiş çok sayıda hit şarkılarınız var. Artık hit şarkı çıkarmak daha mı zor?
Hit şarkı çıkarmak gerçekten artık zor ve her zaman zor olacak. Müzisyenler daima en iyisini yapmaya çalışıyor. Bu bir tat yakalama meselesi gibi...


Finalde ise Kanat Atkaya'nın Modern Talking'e ufak ufak sataştığı yazılarından ve albüm eleştirilerinden örnekler verelim:

Pilgrimage - 9 Songs of Ecstasy,
Modern Talking - Back For Good,
C.C.Catch - Best of '98,
Modern Talking - Alone,
Sandra - My Favourites,
'80 Kuşağı Buluştu, Tasası Bana Düştü,
Modern Talking - America,
Joss Stone - The Soul Sessions,
Kabakulak Kriterleri,
Beastie Boys - Solid Gold Hits,
Sandra-Reflections,
Kuschelrock 19,
80's

Kanat AKKAYA :
"Geçmişte "kıromanje" algılanan bazı şeyler zaman içinde “kitsch” bir kırılma/dönüşüm yaşayarak serinkanlı bir havaya bürünebiliyor.
Mesela Modern Talking.
1980’lerde çok affedersiniz kıroluğun açık ara önde gideniydi: Bradır Luvi, Luvi, Luvi!
Hay bin tombul, zımbalı kotlu, sinsi kunduz!
2000’lerde gençlik hatırasının peşinde kulüpleri dolduran ‘genç irisi’ kitleler için Modern Talking “Ah-ha-hay gençliğimiz!” müziğine dönüştü."

Kaynak: Koçak, Kamil. "Türkiye'de Modern Talking". Arşivlenmiş kopya 10 Temmuz 2020 tarihinde "http://moderntalking.web.tr/turkiyede.htm" kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 12 Ocak 2021.